ASKER
  KİTAP ÖZETLERİ
 

ü     VATAN TOPRAĞI MÜKERREM KAMİL SU

KONUSU: Kurtuluş Savaşı yıllarında, küçük bir çocuk olan Cahit, kasabasının kurtuluşu için yaşından ve boyundan büyük işler yapar. Bu nedenle kahramanlığı dillere destan olur. Aynı Cahit, büyüyünce babası gibi subay olur ve Türk Ordusu ile bir­likte Kore’ye gider. Kore’de bulunmakta iken, okuduğu okulun müdiresi ve öğrencileri tarafından 23 Nisan Bayramı hediyesi olarak kendisine, okulun bahçesindeki kendi dikmiş olduğu ağaç­tan bir dal ve altındaki topraktan bir avuç gönderilir.

23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı yaklaşıyordu. Kasa­badaki Cumhuriyet İlkokulu öğrencileri Kore’de bulunan askerle­rimize armağan göndereceklerdi. Bu isteğe bütün okul katılmış, armağan kampanyası açılmıştı. Müdire hanımında Özel bir arma­ğanı vardı. Özenle hazırlanmış paketin üzerine “Yüzbaşı Cahit Eser için” yazılmıştı. Çocuklar bu ismi merak edince okulun şeref köşe­sinde fotoğrafı olan Küçük Cahit’in hayat hikâyesini müdire ha­nım anlatmaya başlar.
Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında kasaba düşman tarafından işgal edilir. Aynı kasabada bulunan öğretmen ile Komutan Yüz­başı Nuri Bey’in oğlu Küçük Cahit, düşmanla ilgili bilgileri, Türk ordusuna çeşitli tehlikeleri göze alarak ulaştırırlar. Onların bu çalışmaları sayesinde, Türk ordusunun düşmanı yenmesi kolayla­şır ve kasaba kurtarılır. Kurtuluş Savaşı’nın bu küçük kahramanı, şu an ise Kore’de Yüzbaşı Cahit Eser olarak görev yapmaktadır.
Şimdi çocuklar ve müdire hanım, işte bu zamanın küçük kahramanına bir hediye göndermek üzere hazırlık yapmışlardır. Yaptıkları hediye paketinin içinde, bütün okula ait küçük bir he­diye vardır. Bu hediye, bir ağaç bayramında Küçük Cahit’in oku­lun bahçesine dikmiş olduğu mavi çam ağacından minik bir dal parçası ve bir avuç topraktır. Bu dal ve toprak, yurdundan binler­ce kilometre uzakta savaşmakta bulunan Yüzbaşı Cahit Eser’i çok mutlu edecektir.
Çocuklar çok duygulanmışlardır. İçlerinden biri, “okul toprağı bu, bir avuç vatan toprağı” diyerek bütün arkadaşlarının hislerine tercüman olur.

ŞERMİN

Kitapta çocuklar için eğitici şiirler yer almaktadır. İlk şiiri “ithaf” da “Yuva” adlı okulun öğrencilerine seslenmektedir.


 

İthâf

“Yuva şefkat yuvasıdır,
Bir marifet yuvasıdır;
Sev yuvanı orada sen
Kardeşlerinle koşarak.
Ötüşerek, oynaşarak,
Öğrenirsin -öğrenmeden
Nedir zahmet, nedir keder-”

Burada, çocuğa verilen öğüt; okulunu sevince, fazla zorlan­madan güle oynaya çok şey öğrenebileceğidir.

Hediye
Küçük bir kızın ağzından ablasının verdiği hediye anlatılmak­tadır:
“Beni ablam sever ancak,
Böyle başka kim anacak?
Melek ablacığım benim;
Sen benimsin, ben seninim ! ” “Umacı”
Bu şiirde, batıl inançlardan, cinlerden ve perilerden korkma­nın boş olduğu anlatılmaktadır. Şermin’in Abi’si ona bir oyuncak kutusu getirir ve örnekleri İle gerçekleri Öğretir:
“O gün korkmamaya yemin
Etti: artık yalan dolan
Çarşamba karılanndan.
Cadılardan titremiyor;
Hep kutuda onlar! diyor.
Aklı başında insanlar
Yalnız fenalıktan korkar”

Muhallebim ve Mektebim:
Burada anlatılan çocuk muhallebiyi çok sevmektedir. Ancak, okul ona dünyayı tanıttığı, bilgiyi öğrettiği için tercihini okuldan yana yapar:

Sizin olsun muhallebim…
Bana yetişir mektebim ! ”

Keman
Anlaşılan o ki, şair kemanı diğer müzik aletlerinden daha fazla sevmektedir. Bu nedenle, küçük çocuğun ağzından keman sevgisini işlemiştir:

Bana ağabeyim gibi,
Tesir eden keman sesi…
Bazı ağlar İçin için,
Bazı gülmekten kırılır..
Hepsinin de güzel sesi Do,
re mi, fa-fa, sol, lâ, si
Kulaklarımda nağmesi”

Şair, çocuklara vatan sevgisi vermeyi de ihmal etmemiştir:

Vatan, öksüzler anası
Yaşatırsak, bir o yaşar
Yaşasın tâ haşre(kıyamete) kadar ! ”

Bahara özlem, çiçeklere sevgi örneği:

Gelin yüzlü papatyalar,
Altın gözlü papatyalar.

Rüzgâr eser kah o
yana, Kah bu yana hep
beraber, Dalga dalga
eğilirler; Ferah
verirler insana Güler
yüzlü papatyalar, Altın
gözlü papatyalar.”

Yine aynı doğa sevgisi:

Kuşlarla

“Kuşlar uçar, ben
 koşarım; Onların
 kanatları var, Benim
kanatlarım kollarım.
Kuşlar kanadım çırpar,

Aynı sevgi, yukarda kuşları ve papatyaları anlatıyordu, bu­rada da kedisini:

Rengin

Rengin demek renkli demek;
Benim kedim de üç renkli,
Hem de benekli, benekli,
Sarı kedim, siyah kedim, beyaz kedim
Adı ‘Rengin’ olsun dedim”

Aşağıdaki şiirde, çocukların geçmişe göre çok fazla imkânla­ra sahip olmalarının, kendileri için ne kadar büyük bir şans oldu­ğu anlatılmaktadır:

“Hasb-ı hâl” (Sohbet, söyleşi)

“……………..Vaktiylebiz
Ne sıkıntılar çekmişiz Okumak,
öğrenmek için; Düşündüm de
güldüm demin.-Size ne mutlu
 çocuklar! Güzel kitaplarınız
var; Hocalarınız da iyi,
Öğretiyorlar her şeyi; Tahta,
rahle (sıra) hep mükemmel; Hiç
birisi yoktu evvel. Hasırlarda
sürünürdük, Evlere hep cahil
döndük….
Okuyunuz: Okuyanlar
Çok şey bilir, çok şey
yapar; Muradına onlar
erer, Cennete de onlar
girer,

Okumalı, oynamalı,
Hiç işsiz
oturmamalı”
ü   Eşref Saat

Şevket Rado (d. 21 Nisan 1913 Radovişte, Üsküp, Makedonya - ö. 9 Nisan 1988 İstanbul, Türkiye).Gazeteci, yazar.

Balkan Harbinin patlaması üzerine 1913 de ailesi ve Anavatana dönen vatandaşlarla beraber İstanbul’a geldi. Vefa Lisesini ve sonra da Hukuk Fakültesini bitirdi. Üniversite talebesi iken Son Posta Gazetesine girerek gazeteciliğe başladı 1932. Sonra Akşam Gazetesine geçti ve orada 25 muhabirlik, fıkra yazarlığı, yayın müdürlüğü yaptı.

Şevket Rado gazetecilikten başka Zoğrafyon Lisesinde Sosyoloji, St.Joseph Lisesinde Edebiyat öğretmenliği, İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsünde de “Yazı nevileri” hocalığı ve 5 yıl süre ile İstanbul Radyosunda her hafta aile sohbetleri yapmıştır.

1956 yılında Hayat Dergisini çıkardı. Hayat ilk sayısında 193.000 adet satarak Türkiye’de rekor kırdı. Hayat Dergisinin tirajı 1958 – 1968 yılları arasında 200.000 ler civarında idi, ki bugün bu tiraja hiç bir dergi yaklaşamamaktadır. Şevket Rado Hayat Dergisinde kapanana kadar devamlı olarak her hafta sohbet köşesinde yazılarını yazmıştır.

Hayat’tan başka sinema – tiyatro dergisi SES, Resimli Roman, Hayat Spor, Ayna ve Hayat Tarih dergileri Şevket Rado’nun çıkardığı ve yönettiği dergilerdir. Hayat Dergisi ve diğer yayınlar 1978 yılında başlayan bir grev neticesinde kapanmışlardır.

1961 yılında fasiküller halinde yayınlamaya başladığı Hayat Ansiklopedisi büyük bir olay olmuş ve 150.000 adetten fazla satmıştır. Hayat Ansiklopedisinden başka çeşitli eğitici yayınlar, ansiklopedi ve sözlükler, çocuk kitapları, romanlar gibi yüzlerce kitap yayınlamıştır.

Gençliğinde Şevket Hıfzı adı ile şiir de yazmış olan Şevket Rado’nun kendi yazdığı eserleri vardır. Son olarak Türk Dil Kurumu üyeliği yapmakta idi.

Türkiye’nin ilk kadın Hukuk Profesörü Prof.Dr.Türkan Rado ile 1943 yılında evlenmiş olan Şevket Rado’nun Mehmet adında bir oğlu vardır.

Eserleri

Eşref Saat, Hayat Böyledir,Tatlı Dil,Aile Sohbetleri, Saadet Yolu, Ümit Dünyası (Sohbet Kitapları) 50.yılında Sovyet Rusya, Amerikan Rüyası (Seyyahat), Kördüğüm (Şiir), Türk Matbaacılık Tarihi (İbrahim Müteferrika Matbaasında basılmış eserleri ve sonrasını anlatır), Türk Hattatları (Türk Hat Sanatı ile ilgili ilk ansiklopedi tarzında bir eserdir)

80 GÜNDE DEVR-İ ALEM

Phileas Fogg, kimsenin hakkında hiçbir şey bilmediği zengin ve kibar bir İngiliz beyefendisidir. Son derece düzenli bir hayat sürmesi, titiz ve dakik yaşayan biri olmasıyla ünlüdür. Bir gün, üyesi olduğu “Londra Kulübü”nde, gerçekleştirilmesi imkânsız gibi görünen bir konuda, servetinin yarısını ortaya koyarak iddia­ya girer: Dünyanın çevresini 80 günde dolaşacaktır, hem de bunu, önceden bir plan program yapmadan gerçekleştirecektir. “Beyler, 21 Aralık günü beni burada bekleyin” demeyi de ihmal etmez.
Fogg, tek bir gecikme ya da tek bir aksilik sonucu her şeyini kaybetmesine neden olacak bu imkânsız yolculuğa yardımcısı Passeportaut eşliğinde koyulur.
Bu arada, bir dedektif Fix, bir banka soyguncusunun peşin­dedir. Banka soyguncusu, Bay Foog’a çok benzemektedir. Bu yüzden, dedektif Fogg ve yardımcısını adım adım izlemektedir. Hatta, “soyguncuyu buldum” diye merkezine haber verip, tutukla­mak için izin ister. Çünkü yaptığı istihbarata göre, Fogg İngilte­re’den çok acele çıkmıştır ve de yanında büyük miktarda da para taşımaktadır.
Üç kahramanımızın bindiği gemi Afrika’ya varmıştır. Afri­ka’dan 14 Ekim’de Aden’e, oradan 20 Ekim’de Hindistan’ın Bom­bay limanına varırlar.
Dedektif Fix, Hindistan polisinden Fogg’un tutuklanmasmı ister. Hind polisi, İngiltere’den emir gelmeden bu işi yapamaya­caklarını belirtip, reddeder.
Bombay’da, Fogg’un yardımcısı, treni beklerlerken, bir tapı­nağa ayakkabı ile girdiği için, ayakkabıları çıkartılarak tapınaktan sille tokat atılır. Bunu efendisine söylemez.
Trene binip, Hindistan’ın içlerine doğru yola koyulurlar. An­cak, tren hattı henüz tamamlanmadığı için, Tren belli bir yerde durur. Daha ileri gitmesi mümkün değildir. Araya araya bir fil bulup, satın alırlar. Ve yola koyulurlar. Hedef Kalküta’dır.
Yolda, fil duraklar. İnsan kokusu almıştır. Saklanırlar. Bir ka­file, aralarında bir ceset ve kurban edecekleri bir genç kız den geçip gider. Sabaha kadar bekleyip kızı kurtarırlar. Artık dört kişi olmuşlardır. Kalküta’ya varırlar. Rehber ve fili geri gönderir­ler. Kız yanlarında kalır. Kızın adı Aouda’dır.
Kız, hayretler içindeydi. Bir gün önce ölmüş olacaktı. Bugün ise yabancı insanlarla bir arada bulunuyordu.
Akşam, gemiye binirj gitmelerine beş saat varken, yanlarına yaklaşan bir polis onları müdüriyete davet etti. Durum anlaşılmış­tı. Dedektif Fix, Fogg’u tutuklatamayınca, yardımcısının tapınağa, ayakkabı ile girmesi konusunu işleyerek, rahiplerin şikâyetçi ol­masını sağlamış, böylelikle de polis olaya el koymuştu. İki bin pound ödeyerek kefaletle serbest kaldılar.
Hemen bir gemiye binip Hong Kong’a doğru yola düştüler. Dedektif Fix yine peşlerindeydi. Hong Kong’da kendilerini götü­recek, gemiyi beklerlerken, Detektif Fix, Bay Fogg’un yardımcısıy­la ahbaplığı ilerletir. Ona polis olduğunu açıklar. Yardımcı, efen­disine geminin kalkış saatini bildiremesin diye de onu sarhoş edip, oyalaı.
Bu esnada, bay Fogg Hong Kong çarşılarında alışveriş için gezmektedir.
Gece yatar. Sabah gemiyi kaçırdığını anlar. Fix yanma yakla­şır. Sevincini belli etmeden, onunla konuşur. Çünkü en yakın gemi bir haftadan önce gelmeyecektir.
Fogg bir kayık kiralar. Bilmeden, Fix’i de kendileri ile birlikte gitme teklifini, Fix mennuniyetle kabul eder. Küçük tekne ile yola çıkarlar.
Yardımcı ise, gemidedir. Gece uyanmış, koşa koşa kendisini gemiye atmıştır. Efendisinin olmadığını ancak, gemi hareket ettik­ten sonra anlayabilmiştir. Ama iş işten geçmiştir. Geminin vardığı yerde, Amerika’ya gitmek için gemi aramaya başlar. Parası olma­dığı için, aşçılık yapmaya bile razıdır. Böyle dolaşırken, bir sirke uzun burunluların alınacağı ilanını görür. Müracaat eder ve karın tokluğuna çalışmaya razı olur. ‘ ¦ r .
Bir gün akşam, gösteriden sonra, seyirciler arasında oturan Efendisi Bay Fogg’u görünce hayretlere düşer. Yine bir araya gelirler. Albay Stamp Proctor isimli birisi ile kavga ettiler….

Hep birlikte, General Grand gemisi ile Amerika’ya doğru yo­la çıkarlar. 3 Aralık’ta San Fransisco’ya ulaşırlar. Tüm aksaklıklara rağmen, Fogg’un hedeflediği tarihte bir sapma olmamıştır.
Fakat, aksilikler de bitmemişti. Amerika’da kavga ettikleri Albay, peşlerindeydi. Nitekim trende Bay Fogg’la karşılaşırlar ve düello için trenin arkasına doğru yürürler. Tam bu esnada, Kızıl­derililer trene saldırır. Fogg’un yardımcısının cesareti sayesinde bu saldırı püskürtülür. Bu arada Albay yaralanmış, yardımcısı ise kaybolmuştur.
Fogg treni kaçırma pahasına gider ve yardımcısını bulur. Bu sefer temin ettikleri bir kızakla yollarına devam edip ve Omaha’ya vardılar.. Omaha’dan da trenle Şikago’ya kadar geldi­ler. 10 Aralık’ta ise New York’taydılar. Ancak, gidecekleri gemiyi kaçırmışlardı.
Ama, Bay Fogg’un durmaya niyeti yoktu. 8000 dolara bir gemi kiralar ve ertesi gün yolculuğa çıkarlar. Hiçbir limana yana­şıp yakıt ikmali yapmadıkları için, yolda geminin kömürü biter. Bay Fogg, bu sefer de gemiyi sahibinden 60 bin dolara satın alır. Ve gemi, üst tarafında ağaçtan yapılma ne varsa yakarak yoluna devam edip, İrlanda’ya kadar varır. Artık yol yaklaşmıştı. İrlan­da’dan önce bir trene, sonra da bir gemiye binerek Liverpool’a vardılar.
Liverpool’da, dedektif Fİx Bay Fogg’a yanaşıp ismini sordu ve “İngiliz Kraliçesi adına sizi tutukluyorum” dedi.
Fogg’un canı çok sıkılmıştı. Saatini önüne koymuş, durma­dan bakıyordu.
Birkaç saat geçmemişti ki, Fix içeri girerek, “Sizden özür dili­yorum bayım, gerçek hırsız üç gün önce yoklanmış” dedi. Fogg ayağa kalktı ve Detektife esaslı bir yumruk atarak onun ayaklarını yer­den kesti.
Hemen istasyona koştular. Tren yoktu. Bay Fogg özel bir tren tuttu. Dokuza on kala Londra’ya vardılar. Ancak, geç kalmış ve bahsi kaybetmişti.
Evine geldi ve odasına kapandı. Ertesi gün Aouda ile ko­nuşmaya başladı.
“Seninle ilgili çok güzel düşüncelerim vardı. Ancak, şimdi her şeyini kaybetmiş birisiyim. Sana ancak, az bir para verebili­rim.”
Aouda, “hayatımı kurtardınız, sizden daha başka ne isteyebilirim. Hem ben sizi seviyorum ” dedi.
Evlenmeye karar verdiler….Bir gün sonra, akşam evlenecek­lerdi.
Fogg’un beş arkadaşı, dakikaları sayıyorlar, Fogg’un artık gelemeyeceğini hesap ediyorlardı. Tam saatinde, Fogg içeri girdi ve “geldim” dedi
Bu nasıl olmuştu. Gayet basit. Fogg ve arkadaşları bir gün erken gelmişlerdi. Ancak, Bay Fogg, bunun farkında değildi. Yar­dımcı ertesi gün kendisini az bir zaman kala ikaz etmese, yine farkında olmayacaktı…
Ve Bay Fogg artık yine zengin bir adamdı.

İnci

Kino;Salinas’ta, deniz kıyısında, saz evlerde yaşayan yoksul denizcilerden biridir. Evleneli çok olmamıştır. İlk çocukları maalesef tedavi edemedikleri bir hastalıktan dolayı ölür. Artık umutları ikinci çocukları olmuştur. Bir sabah bebeği bir akrep sokar. Kino hızla davranır ve akrebi öldürür. O ve eşi bebeği alır ve şehirdeki doktora götürürler. Doktor zengin ve acımasız bir insandır ve paraları olmadığını bildiği için çifti başından savar.

Eve döndükten sonra Kino, bambudan yapılmış kayığını alır ve inci avına çıkar. Kıyıdan açıldıktan sonra dalar ve dipten o güne kadar görülmüş en büyük incilerden birini çıkarır. Evine döner ve eşine gösterir. Bu inciyi satarak kazanacakları parayla bebeği tedavi ettireceklerini sonra onu okutup bu yaşamdan kurtulacaklarını planlarlar. O gün Kino’nun kardeşi ve karısı da evlerine gelirler ve tavsiyelerde bulunurlar.

Büyük incinin haberi tüm şehre ulaşmıştır. Doktorun ise inciye sahip olup Salinas gibi bir taşra kentinden kurtulup Paris’e gitmeyi planlamaktadır. Ertesi gün doktor uşağıyla tedavi için Kino’nun saz evine gelir. Bebek iki gündür iyi durumda olduğu için Kino doktoru reddeder. Doktor ise çocuğa bir ilaç içirir ve çocuğun ateşlenebileceğini söyler. Dediği gibi bebek ateşlenir ve doktor o esnada yeniden gelir ve çocuğun ateşini geçirir. Doktorun asıl amacı Kino’nun inciyi nereye sakladığını öğrenmektir. Gerçekten konuşurlarken Kino’nun gözü inciyi gömdüğü yere kaçar ve doktor incinin yerini öğrenir. Gece uyurlarken birinin geldiğini hisseder ve boğuşurlar. Boğuşma esnasında Kino adamı bıçakla öldürür. Hırsızlar ayrıca yangın çıkartmıştır ve bazı saz evler yanmıştır. Kino ve eşi kaçamaya karar verirler ama kayıklarının da delindiğini görürler. Kino’nun karısı ona devamlı bu incinin uğursuz olduğunu ve ondan kurtulmaları gerektiğini söylemektedir. Yürüyerek kaçmaya karar verirler.

Yürüyüş esnasında kayalık bir arazide mola verirler. Dinlenirlerken yoldan birilerinin geçtiğini farkederler. Sessizce dinlerler ve bunların peşlerine düşen kelle avcıları olduklarını anlarlar. Artık arazide daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Gece olunca bir kaya kovuğuna yerleşirler. Kelle avcıları ise elli metre ileride su başında yatmaktadır. Kino adamları öldürmek için harekete geçer. Yaklaştığı esnada bebeğin ağladığını duyar. Avcılar da duymuştur ve bunu bir kurdun sesi sanmışlardır. Zarar vermesin diye sesin geldiği yöne nişan alırlar ve ateş ederler.

Ertesi sabah köylüler Kino ve eşinin köye döndüklerini görürler. Yanlarında bebekleri yoktur. Kino’nun karısının elinde kanlı bir şal durmaktadır. Köylüler bebeğin öldüğünü anlarlar. Kino ve karısı deniz kıyısına giderler ve onlara devamlı uğursuzluk getirmiş olan bu inciyi denize,geldiği yere geri gönderirler.

 

 

KİTAP ÖZETLERİ   İNDİR

http://rapidshare.com/files/33124027/Kitap_Ozetleri.rar

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=